Kot Pantolon Gibi Sevgili Değiştiren Bir Toplumda…

Bizim toplum sevgili değiştirmeyi
kot pantolon değiştirmekle karıştırmış durumda.

“Bu sıktı.”
“Bu bana uymadı.”
“Yeni sezon çıktı.”

Hop…
Sepete yeni insan.

İlişki artık deneme kabini gibi:
Üç gün dene, olmazsa
kasaya bile uğramadan bırak.

Eskiden insanlar ilişkiyi tamir ederdi,
şimdi direkt çöpe atıyoruz.
Vida gevşedi mi?
Yeni sevgili alıyoruz.

Hızlı Tüketim Aşkı™

Tanış: Pazartesi
Aşık ol: Çarşamba
Toksik ilan et: Cuma
Ayrıl: Pazar
Yeni sevgili: Salı

Sosyal medyada herkes
“ruhumun eşi”ni buluyor.
Ayda üç tane.

Ruh mu çoğalıyor,
yoksa eşler mi seri üretim bilmiyorum.

Gelelim Bana…

Evet, engelli olan benim.

Bu aşk piyasasında
“özel kategori”yim.

İnsanlar bana bakarken şunu düşünüyor:

  • “Zor olur mu?”
  • “Bununla hayat geçer mi?”
  • “Bana yük olur mu?”

Kalbimi soran yok.
Duygularımı merak eden yok.
Ama fiziksel halim
CV gibi inceleniyor.

Sanki sevgili değil de
taşınması zor bir koltuk takımıyım.

Daha tanımadan vazgeçiyorlar.
Gülüşümü görmeden.
Nasıl sevdiğimi bilmeden.

Engel bende, evet.
Ama sevememek mi engel,
yoksa önyargı mı?

Bence cevap belli.

Ben Bu Sisteme Uymuyorum

Ben:

    1. günde “ruh eşim” demiyorum
  • İlk tartışmada kaçmıyorum
  • “Zor” deyip insan silmiyorum
  • Sevgiyi kullan-at görmüyorum

Evet, ben eski modelim.

Ama eski modeller:

  • Sağlam olur
  • Kolay bozulmaz
  • Sahibini yarı yolda bırakmaz

Aşk Trend Ürün Değil

Aşk:

  • Kampanyayla alınmaz
  • Story atınca başlamaz
  • Engelle bitmez

Aşk emek ister.
Sabır ister.
Ve en önemlisi
adam gibi insan olmayı ister.

Belki bu yüzden
Kore dizilerini seviyorum.

Adam seviyor…
3 bölüm sürüyor.

Bizde?
3 story sürüyor.

Sonuç

Kot pantolon gibi sevgili değiştiren bu toplumda
evet, ben farklıyım.

Çünkü engelim var
ama kalbim sağlam.

Bir gün biri çıkacak
engelime değil
insanlığıma bakacak.

İşte o zaman diyeceğim ki:

“İyi ki herkes yanlış çıktı.”

Çünkü doğru insan
hızlı gelmez.

Yavaş gelir.
Sessiz gelir.
Ama kalıcı gelir.

Sevgili 20 yaşımdaki halim

Herkes 20’sine Mektup Yazıyor, Ben de Katılıyorum 😎

Sevgili 20 yaşındaki ben,

Bak, önce şunu söyleyeyim:
Her şeyi bildiğini sanıyorsun… ama aslında hiçbir fikrin yok.
Şaşırmadın mı? Merak etme, 42 yaşındaki ben sana rehberlik edeceğim…
Biraz da acı gerçeklerle tabii.

Hata mı? Evet, yapacaksın!
O kadar çok hata yapacaksın ki, ben bile kahve molasında seni izlerken
“Vay be!” diyeceğim.

Ama işin güzeli ne biliyor musun?
Bu hatalar senin süper gücün olacak.

Yanlış projeler, saçma iş emirleri, yanlış insanlara güvenmek…
Hepsi sana “deneme-yanılma” eğitimi veriyor.
Üstelik bedava!

Mükemmeliyetçilik = Hayatının düşmanı
Bak, o “her şeyi kusursuz yapmalıyım” kafası var ya…
Bırak gitsin.

İnsanlar zaten yarım yamalak,
sen neden kendini parçalayıp duruyorsun?

İşe yarayacak tek şey:
“Yeterince iyi” ve devam etmek.
Gerisi hikâye.

Başkalarıyla kıyaslama, lütfen
Sosyal medyaya bakıp herkesin hayatının mükemmel olduğunu düşüneceksin.

Gerçek hayatta çoğu insan:

  • Patronun gözünde korkak
  • Ekip arkadaşın işini savsaklayan
  • Müşteri sürekli şikâyetçi

Ama sen hâlâ “Herkes benden iyi” diye üzüleceksin.
Dur, kahkahayı ben atayım… 🙃

Sağlığını ihmal etme
Oyun, sabaha kadar bilgisayar başında kalmak, pizza ve kola…
Bunu yaptığında bedelini 42 yaşında ödeyeceksin.

Ama merak etme,
hâlâ hareket edebiliyorsun
ve kahveni kendin alabiliyorsun.
Şimdilik.

İnsan ilişkileri = Altın değerinde
O zamanlar “Kim uğraşacak ki?” diyordun, değil mi?

Yanılıyorsun.
İnsanlar seni taşır, işler değil.

Patronlar, arkadaşlar, aile…
Bunlar seni hayatta tutacak.

İş gelir geçer,
ama insanlarla kurduğun bağlar kalır.

Kendine güven = Hayatının gizli silahı
20 yaşındaki sen kendine pek güvenmiyordu.

42 yaşındaki ben sana net söylüyor:
Güven, çakma motivasyon konuşmalarından daha etkili.

Zorluklar mı geliyor?
Gelmesin mi? Gelir tabii.

Ama sen dimdik duruyorsun.
Çünkü artık biliyorsun:
Kendine inanmak her şeyden güçlü.

Son söz

Sevgili genç ben,

Hayat seni yıpratacak,
şaşırtacak,
bazen de rezil edecek.

Ama merak etme…
42 yaşındaki ben hâlâ buradayım.
Hâlâ gülüyorum,
hâlâ hata yapıyorum,
hâlâ öğreniyorum.

Ve bir gün,
20 yaşındaki halin bana bakıp
“Vay be…
Bu hayat çok saçma ama eğlenceliymiş” diyecek.

Sevgiler,
42 yaşındaki sen 😎💥
Aykan İnal

Hata Yapmamak İsterken Daha Çok Hata Yapmak

Şimdi dürüst olalım… Hepimiz süper kahramanız. Hata yapmıyoruz. Yanlış karar almıyoruz. Excel’de formüllerimiz bile duygusal olarak stabil.

Ama gel gör ki hayat… Bize her gün küçük sürprizler yapıyor. Ve bu sürprizlerin çoğu: “Ben bunu nasıl yaptım ya?” kategorisinde.

Mükemmeliyetçilik: En Sevdiğim Toksik İlişki

“Mükemmel yapmalıyım” düşüncesi beni şuraya götürüyor:

  • 3 saatlik işi 3 güne yaymak
  • Mail atmadan önce 12 kez okumak
  • CC’ye kimi ekledim diye varoluşsal kriz yaşamak

Sonuç? Mail yine yanlış kişiye gidiyor. Çünkü evren mizah seviyor.

Aşırı Kontrol = Kontrollü Kaos

Her şeyi kontrol ediyorum:

  • Tarih doğru mu?
  • Dosya adı uygun mu?
  • Ek var mı?
  • Yanlış kişiye mi gidiyor?

Her şey tamam. Gönder.

2 saniye sonra:

“Aa ek koymamışım.”

Hayat işte.

Hata Yapmamak = Hareketsizlik

Hata yapmayayım diye:

  • Karar vermiyorum
  • Risk almıyorum
  • “Bir düşüneyim” diyerek 3 hafta kayboluyorum

Ama sonra ne oluyor? Başkası yapıyor. Ben de uzaktan izliyorum:

“Ben de yapabilirdim aslında.”

Tabii… 3 hafta önce.

Deneyerek Öğrenmek (Evet, Maalesef)

İlk sunumum efsane miydi? Hayır.

Sesim titredi mi? Evet.

Slide’da yazım hatası var mıydı? Tabii ki.

Ama bugün? Daha iyiyim.

Çünkü gelişim, utanç dolu anılarla besleniyor.

Gerçekler Acıdır

Başarılı insanlar:

  • Hata yapmayanlar değil
  • Mükemmel olanlar değil

En çok deneyenlerdir.

Yani evet… Yanlış yapacağız. Rezillikler yaşayacağız. Slack’e yanlış kişiye mesaj atacağız.

Ama büyüyeceğiz.

İş Hayatında Hayatta Kalma Rehberi

✔ Mükemmel olma, yeterince iyi ol ✔ Küçük dene, büyük öğren ✔ Hataları gizleme, hikâyeye çevir ✔ Kendine çok yüklenme (Hayat zaten yüklü)

Envanter Hatası: Ben Saydım, Sistem Başka Saydı

Bir de envanter hatası var tabii… O ayrı bir seviye.

Sisteme göre: “Stokta 5 adet var.”

Gerçekte: 0.

Ben: “Nasıl yok ya, dün görmüştüm.”

Depo: “Abi o 2022 model, müzeye kaldırdık.”

Sonuç? Kayıtlara güvenip müşteriye söz verdim. Ürün yok.

Ve ben içimden şunu fısıldıyorum:

“Keşke hata yapmamak için bir kez daha kontrol etseydim…”

Ama tabii… Kontrol ettim zaten. Yanlış yeri.

Envanter hatası şunu öğretir:

  • Sistem doğru olabilir, sen yanlış bakıyor olabilirsin
  • Fiziksel sayım = acı ama gerçek
  • “Bir bakayım” demek, “kesin var” demek değildir

Sonuç

Hata yapmamak isterken daha çok hata yapıyorsak… Belki de evren bize şunu diyordur:

“Rahatla, insanız.”

Çünkü gelişim konfor alanında değil…

Panik alanında başlıyor.

Aykan İNAL

3 Ocak Dünya Uyku Günü’nde Uyanması Gereken Şey: Erişilebilirlik

3 Ocak sabahı. Alarm çalıyor ama kimse gerçekten uyanmıyor.

Telefonu elime alıyorum. Ekran aydınlanıyor, dünya başlıyor. Bildirimler var, mesajlar var, bir de o tanıdık his: Her şey çalışıyor gibi… ama ben biraz dışındayım.

IT’de uyku modu diye bir şey var. Sistem kapanmaz, sadece tepki vermez. Aslında tam olarak böyle hissettiriyor erişilemeyen dünya: Var ama dokunamıyorsun.

Bir web sitesine giriyorum. Buton var, tıklayamıyorum. Metin var, okunmuyor. Video var, sesi var ama anlam yok. Kimse fark etmiyor, çünkü sistem onlar için “normal”.

Engellilik çoğu zaman bedende aranıyor. Oysa benim yaşadığım şey çoğu gün bir arayüz problemi. Birinin “bunu herkes kullanır” diyerek tasarladığı bir ekran. Herkes dedikleri, kendilerine benzeyenler.

Bir keresinde biri şöyle demişti: “Abi sistem çalışıyor ya.” Evet, çalışıyor. Ama beni login ekranında bırakıyor.

3 Aralık’ta herkes bir şeyler paylaşıyor. “Farkındayız.” “Yanınızdayız.” Güzel cümleler. Ama ertesi gün yine alt etiketsiz görseller, Yine klavyeyle ulaşılamayan menüler, Yine sessiz videolar.

Sistem tekrar uykuya alınıyor.

Oysa erişilebilirlik zor bir şey değil. Bu bir “özel talep” de değil. Bu, baştan düşünülmesi gereken bir şey. Tıpkı elektrik gibi, internet gibi, güvenlik gibi.

IT’de şunu bilirsin: Bir bug’ı görmezden gelirsen, O senden vazgeçmez. Sadece daha karmaşık bir yerde patlar.

Erişilebilirlik de öyle. Bugün “az kişi” diye görmezden gelinen şey, Yarın herkesin başına gelir. Çünkü herkes yaşlanır, yorulur, sakatlanır, değişir.

Ben bazen şunu düşünüyorum: Dünya aslında fena tasarlanmamış bir sistem. Ama erişilebilirlik ayarları kapalı. Ve kimse ayarlara girmeyi sevmiyor.

3 Ocak belki de bir hatırlatmadır. Bir günlüğüne değil. Bir postluk değil. Gerçekten uyanmak için.

Çünkü bazı insanlar için mesele uyanmak değil, Hiç uyumamaktır zaten. Sistemin içinde kalabilmek için.

Ve belki bir gün, Erişilebilirlik konuşulmaz. Çünkü artık varsayılandır.

İşte o gün, Sistem gerçekten uyanmış olur.

Aykan İnal

Dünya Fikrini Ortaya Koyma Günü’nde Kapıda Kalanlar

2 Ocak sabahı.
Yeni yıl hâlâ sıcak, kahve taze, bilgisayar açık. Ben ekrana bakıyorum; sistem ayakta mı diye. İnsanlar genelde başka şeylere bakıyor, ben girişe.

Bugün Dünya Fikrini Ortaya Koyma Günüymüş. Takvimde küçük bir not. Hayatta ise büyük bir eşik. Çünkü fikir dediğin şey bizde genelde ya kapıda bekletilir ya da “sonra bakarız” denilerek içeri alınmaz.

Bir fikrim var.
Sade, sessiz, biraz inatçı.
Kapıyı çalıyor ama tokmak herkes için aynı yerde değil.

IT dünyasında fikrin adı öneridir.
Ama önerilerin de bir kaderi vardır:
Bekleme listesi.
Öncelik düşüktür, çünkü sistem çalışıyordur. En azından çoğu kişi için.

Ben fikrimi hazırlarken hep bir şeyi hesaba katarım:
Bu fikir gerçekten herkesin geçebileceği bir yerden mi girecek, yoksa bazılarına “arka kapı” mı kalacak?

Hayat bir web sitesi gibi.
Ana sayfada “eşitlik” yazar.
Ama bazı menüler klavyeyle açılmaz.
Bazı kullanıcılar için yol biraz dolambaçlıdır.

2 Ocak’ta fikir ortaya koymak cesaret ister. Çünkü herkes hâlâ 1 Ocak rahatlığındadır. Yeni yıl hedefleri konuşulur ama yeni düşünceler ağır gelir. Kimse kapı eşiğini gerçekten indirmek istemez; sadece “hoş geldiniz” yazısını büyütür.

Ben fikrimi masaya koymadım.
Masalar dolu çünkü.
Ben fikrimi girişe bıraktım.

Belki biri takılır.
Belki biri fark eder.
Belki biri durup eşiğe bakar.

Zaten iyi fikirler hep öyle başlar:
Önce geçilemez sanılır,
Sonra yol olur.

Aykan İnal

Yeni Bir Yıl, Bir Kapı Zili ve Bir Hata Mesajı

Yeni yılın ilk sabahıydı. Kahvemi almıştım, bilgisayar açıktı.
IT’ci refleksi… Önce sisteme bakarsın; ayakta mı diye. İnsanlık çökmüş mü, o ikinci kontrol.

Ekran açıktı, her şey çalışıyor gibiydi. Yine de içimde tanıdık bir his vardı: Bir şeyler eksik.

Kapı çaldı.

Yehova Şahitleri.
Sabırlılar… Yıllardır aynı sürümü anlatıyorlar. Hep “yakında”. IT dünyasında bunun adı roadmap. Tarih yok, sürüm var.

Ben engelliyim. Hayat bana sanki beta sürümden düşmüş gibi davranıyor.
Her şey var ama tam değil.
Erişilebilirlik desen, çoğu yerde küçük bir not gibi duruyor: “İleride eklenecek özellik.”

Yehova Şahitleri umut anlatıyor.
IT çözümler anlatıyor.
Ben ise rampası olmayan kapıya bakıyorum. Düşünüyorum: Bu umut tam olarak hangi girişten içeri giriyor?

Hayat bir web sitesi gibi.
Ana sayfada “Eşitlik” yazıyor ama klavyeyle gezemiyorsun.
“İnsan odaklı” diyor ama insanın yarısı görünmüyor.
Sorun tasarımda değil diyorlar, kullanıcıda.

Yeni yıl geliyor. Herkes dilek tutuyor.
Ben tutmuyorum. Ben ticket açıyorum.

Başlık: Erişilebilirlik Çalışmıyor
Durum: Hâlâ Beklemede

Belki bu yıl biri yine kapıyı çalar.
Ama bu sefer broşür değil, roadmap değil…
Gerçek bir güncelleme getirir.

Aykan İnal

Yılbaşı Planım Değişti

Bu yıl dışarı çıkmıyorum.
Kalabalık sevmiyorum.
Zaten masada yer yok; kadınlar ve çocuklar doldurdu.

Onlar yılbaşını seçmedi.
Yılbaşı onları buldu.
Saat on ikiye doğru, biri yine “yanlış yerde”ydi,
biri yine “yanlış kişiyle”,
biri de sadece çocuktu. En büyük hatası buydu.

Televizyon açık.
Spiker gülümsüyor.
Alt yazı akıyor: acı bir olay daha.
“Daha” kelimesi bu ülkede çok çalışıyor.

Geri sayım yapıyorlar:
10… 9…
Ben saymıyorum.
Çünkü biz hep sıfırdan başlıyoruz,
ama bazıları eksiye düşüyor. Geri dönüş yok.

Yeni yıl dilekleri soruluyor:
“Sağlık, mutluluk, huzur.”
Klasik set.
Kadınlara ve çocuklara hiç çıkmadı bu paket.

Kadeh kaldırmıyorum.
Çünkü bazı sesler hâlâ kulaklarımda:
kapı gıcırtısı,
komşunun susması,
haber bülteni müziği.

Bu yılbaşı onlarla geçiriyorum.
Çünkü eğlenmek için sebep lazım,
susmak için vicdan yeter.

Ve evet…
Yeni yıl geldi.
Onlar gelmedi.

Aykan İnal

Sessiz Sinyaller ve IK

Hayat bana “sistemde bir hata oluştu” mesajını biraz erken verdi. Bazıları orada durur, ben debug moduna geçtim. Çünkü her çöküş, yeniden yazılacak bir satır kod demekti benim için.

Beden bazen yavaşladı, ama zihin hep aktifti. Dayanıklılığın kasla değil, sabırla ölçüldüğünü orada öğrendim. IT de bu yüzden sadece mesleğim değil, kendimle konuştuğum dil haline geldi.

💻 Ben Bir CV Değilim. (ya da diğer adıyla: Sessiz sinyalleri okuyan bir IT’cinin hikayesi)


İş aramak bir maraton değil, karakter testi. Herkes “uygun aday” arıyor ama kimse “gerçek insan” aradığını kabul etmiyor. Ben o gerçeği saklamadım. Çünkü mükemmel görünmeye çalışmak yerine, kendim gibi görünmeyi seçtim.


📜 Bir iş ilanına değil, bir hikâyeye başvuruyorum aslında. “Dinamik ekip arkadaşı aranıyor.” Evet evet… Hangi ekip dinamik ki? Kahve bile bazen reboot istiyor. ☕️

Benim enerjim hep farklı yerden geliyor: Belki bedensel olarak sınırlarım var, ama zihinsel olarak ben çoktan duvarın öte tarafındayım.


🚀 Gerçek deneyimlerim var. Hatalarımla, çözümlerimle, log satırlarıyla. “Learning process” dedikleri şey PowerPoint’te değil, gecenin 3’ünde çöken sistemde yaşanıyor.

Ama dürüst olayım, benim için “sistem çökmesi” bazen sadece server’da olmuyor. Beden bazen yavaşlıyor, ama zihin hep devam ediyor. Ben işte o devam eden kısmım.


📱 Kendime ait dijital bir vitrinim var. LinkedIn’de ciddiyim, GitHub’da üretken, Medium’da arada bir “şu hatayı nasıl çözdüm” yazıyorum, ve Reddit’te itiraf ediyorum: “Sorun ben değilim, API.”

Her platformun ayrı karakteri var. Benim de. Ve evet, benim versiyonum biraz farklı çalışıyor — ama hala çalışıyor. ⚙️


🤝 Network önemli diyorlar. Haklılar. Ama ben “tanıdık” değil, bağ kurmak kısmını önemsiyorum. Çünkü bazen bir Slack grubunda tanıştığın kişi, bir gün seninle aynı projede kod yazıyor.

Ben bağlantı kurarken sadece iş değil, anlayış da arıyorum. Çünkü herkes gibi üretmek değil, bazen engellere rağmen üretmek bambaşka bir disiplin istiyor.


🌐 Topluluklar? Benim doğal habitatım. Discord kanalları, webinarlar, Stack Overflow tartışmaları… Pozisyon açılmadan önce ben zaten oradaydım. Çünkü IT’de işler “başvuru formu”yla değil, bazen bir pull request’le başlar.


👀 Ve o sessiz sinyaller… Evet, şirket içeriklerinizi beğendim ama hemen başvurmadım. Profilinize baktım, kültürünüze baktım, Slack’e sızma isteğime zor da olsa direndim. Sonra içimden geçti:

“Burada ben olurum.”


🪞 Çünkü teknoloji sadece kod değil. Biraz sabır, biraz merak, ve bazen biraz dengesiz sinir sistemiyle bile dengede kalma çabası.

Ben o his için buradayım. 💡

Aykan İNAL

www.aykaninal.com.tr

Microsoft 365 Backup

Microsoft 365 Backup: İş Sürekliliği ve Veri Güvenliği İçin En Kolay Çözüm

BT yöneticilerinin gündemindeki en kritik konu artık yedekleme. Çünkü fidye yazılımları hızla yayılıyor, şirketlere yüksek maliyetler çıkarıyor ve verilerin kaybolması ya da erişilemez hale gelmesi ciddi risk oluşturuyor. Bu noktada Microsoft 365 yedekleme çözümleri, iş sürekliliği ve veri güvenliği için vazgeçilmez hale geliyor.

Şirketlerin en değerli dosyaları, e-postaları ve paylaşımları artık Microsoft 365 üzerinde tutuluyor. Bu da saldırganlar için cazip bir hedef anlamına geliyor. Microsoft, bu riski ortadan kaldırmak için Microsoft 365 Backup teknolojisini geliştirdi.

Microsoft 365 Backup; OneDrive, SharePoint ve Exchange posta kutularını hızlı, kolay ve güvenli şekilde yedeklemeye ve gerektiğinde geri yüklemeye olanak sağlıyor. Bu sayede veri kurtarma işlemleri uzun saatler almak yerine dakikalar içinde tamamlanabiliyor. Ayrıca filtreleme özelliği sayesinde oluşturma tarihi, değiştirilme tarihi veya konuya göre yedeklerde arama yapılabiliyor.

Özetle; Microsoft 365 Backup, verilerin korunmasını, iş sürekliliğinin sağlanmasını ve fidye yazılımlarına karşı en güçlü önlemlerden birini sunuyor. Yani verilerinizi güvenceye almak ve gerektiğinde tek tuşla geri yüklemek artık çok daha kolay.

👉 Microsoft 365 Backup ile ilgili aşağıdaki linke tıklayınız
https://learn.microsoft.com/tr-tr/microsoft-365/backup/backup-overview?view=o365-worldwide

ITAM : Denetim Günü: BT Ekibinin Kabusu

BT ekibinin hayatında bazı günler vardır ki takvimde kırmızıyla işaretlenir. Doğum günü, terfi günü falan değil… Denetim günü!

Evet, işte o gün geldiğinde bütün ofisin havası değişir. Normalde kahvesini yudumlayarak işine bakan BT ekibi, bir anda CSI ekibine dönüşür. Ama bizde kanıt torbası yok, bolca Excel dosyası ve kayıp laptop hikayesi var.


Sabah: “Aykan, envanter listesi hazır mı?”

Denetim günü sabahı her zaman aynı sahne yaşanır:

  • “Aykan, envanter listesi hazır mı?”
  • “Hazır da… hangi versiyonunu istiyorsunuz?”

Çünkü gerçek şudur: Excel dosyasının 5 farklı versiyonu vardır. Biri masaüstünde, biri paylaşım klasöründe, biri de kim bilir hangi e-posta ekinde…


Öğle: “Bu cihaz kimin?”

Denetim ilerledikçe sahada dolaşılır. Masalarda laptoplar, depoda monitörler, odalarda yazıcılar… Ve o meşhur soru sürekli sorulur:

  • “Bu cihaz kimin?”
  • “Bilmem, benden önce buradaydı.”
  • “O zaman kayıtlarda niye yok?”

Aykan burada CSI moduna girer, cihazın seri numarasını inceler, geçmişe dair iz sürer. Ama bazen sonuç hep aynıdır: “Bilinmeyen kullanıcı”


Akşamüstü: Kaybolanlar Listesi

Denetim ilerledikçe tablo netleşir: 100 cihaz gözüküyor ama ortada 97 var. Üç tanesi yok!

  • “Aykan, eksik üç cihaz nerede?”
  • “Excel’in başka bir versiyonunda olabilir.”

Böylece kayıp cihazlar, ofisin “kara delik” vakası olarak dosyaya geçer.


Denetim Sonrası

Denetim günü bittiğinde herkes yorgundur. BT ekibi bir kahve içer, birbirine bakar ve aynı cümleyi kurar:

“Bir dahaki sefere daha düzenli olalım.”

Ama gerçek şudur: Bir dahaki sefere yine aynı kaos yaşanır. Çünkü BT varlıklarının gizemi hiç bitmez.


Sonuç

Denetim günü, BT ekibi için gerçekten bir kabustur. Ama aynı zamanda ofisin en eğlenceli hikayelerinin de kaynağıdır.

Ve bu hikayelerde Aykan’ın rolü bellidir:
Kaybolan cihazların izini süren, Excel versiyon savaşlarının ortasında kalan, ama sonunda her zaman bir çözüm bulan kişi.

Denetim biter. Birkaç cihaz bulunamaz, bazı kulaklıklar “esrarengiz şekilde kayıp” çıkar. Ama aslında herkes bilir ki asıl mesele cihaz değil, insan faktörüdür.

Ve Aykan günün sonunda şöyle der:
“Denetim dediğin şey, cihazların değil insanların yaratıcılığını ölçen bir sınavdır. Bizim iş, kayıp laptop değil; kayıp mantık bulmaktır.”