Microsoft 365 Backup

Microsoft 365 Backup: İş Sürekliliği ve Veri Güvenliği İçin En Kolay Çözüm

BT yöneticilerinin gündemindeki en kritik konu artık yedekleme. Çünkü fidye yazılımları hızla yayılıyor, şirketlere yüksek maliyetler çıkarıyor ve verilerin kaybolması ya da erişilemez hale gelmesi ciddi risk oluşturuyor. Bu noktada Microsoft 365 yedekleme çözümleri, iş sürekliliği ve veri güvenliği için vazgeçilmez hale geliyor.

Şirketlerin en değerli dosyaları, e-postaları ve paylaşımları artık Microsoft 365 üzerinde tutuluyor. Bu da saldırganlar için cazip bir hedef anlamına geliyor. Microsoft, bu riski ortadan kaldırmak için Microsoft 365 Backup teknolojisini geliştirdi.

Microsoft 365 Backup; OneDrive, SharePoint ve Exchange posta kutularını hızlı, kolay ve güvenli şekilde yedeklemeye ve gerektiğinde geri yüklemeye olanak sağlıyor. Bu sayede veri kurtarma işlemleri uzun saatler almak yerine dakikalar içinde tamamlanabiliyor. Ayrıca filtreleme özelliği sayesinde oluşturma tarihi, değiştirilme tarihi veya konuya göre yedeklerde arama yapılabiliyor.

Özetle; Microsoft 365 Backup, verilerin korunmasını, iş sürekliliğinin sağlanmasını ve fidye yazılımlarına karşı en güçlü önlemlerden birini sunuyor. Yani verilerinizi güvenceye almak ve gerektiğinde tek tuşla geri yüklemek artık çok daha kolay.

👉 Microsoft 365 Backup ile ilgili aşağıdaki linke tıklayınız
https://learn.microsoft.com/tr-tr/microsoft-365/backup/backup-overview?view=o365-worldwide

ITAM : Denetim Günü: BT Ekibinin Kabusu

BT ekibinin hayatında bazı günler vardır ki takvimde kırmızıyla işaretlenir. Doğum günü, terfi günü falan değil… Denetim günü!

Evet, işte o gün geldiğinde bütün ofisin havası değişir. Normalde kahvesini yudumlayarak işine bakan BT ekibi, bir anda CSI ekibine dönüşür. Ama bizde kanıt torbası yok, bolca Excel dosyası ve kayıp laptop hikayesi var.


Sabah: “Aykan, envanter listesi hazır mı?”

Denetim günü sabahı her zaman aynı sahne yaşanır:

  • “Aykan, envanter listesi hazır mı?”
  • “Hazır da… hangi versiyonunu istiyorsunuz?”

Çünkü gerçek şudur: Excel dosyasının 5 farklı versiyonu vardır. Biri masaüstünde, biri paylaşım klasöründe, biri de kim bilir hangi e-posta ekinde…


Öğle: “Bu cihaz kimin?”

Denetim ilerledikçe sahada dolaşılır. Masalarda laptoplar, depoda monitörler, odalarda yazıcılar… Ve o meşhur soru sürekli sorulur:

  • “Bu cihaz kimin?”
  • “Bilmem, benden önce buradaydı.”
  • “O zaman kayıtlarda niye yok?”

Aykan burada CSI moduna girer, cihazın seri numarasını inceler, geçmişe dair iz sürer. Ama bazen sonuç hep aynıdır: “Bilinmeyen kullanıcı”


Akşamüstü: Kaybolanlar Listesi

Denetim ilerledikçe tablo netleşir: 100 cihaz gözüküyor ama ortada 97 var. Üç tanesi yok!

  • “Aykan, eksik üç cihaz nerede?”
  • “Excel’in başka bir versiyonunda olabilir.”

Böylece kayıp cihazlar, ofisin “kara delik” vakası olarak dosyaya geçer.


Denetim Sonrası

Denetim günü bittiğinde herkes yorgundur. BT ekibi bir kahve içer, birbirine bakar ve aynı cümleyi kurar:

“Bir dahaki sefere daha düzenli olalım.”

Ama gerçek şudur: Bir dahaki sefere yine aynı kaos yaşanır. Çünkü BT varlıklarının gizemi hiç bitmez.


Sonuç

Denetim günü, BT ekibi için gerçekten bir kabustur. Ama aynı zamanda ofisin en eğlenceli hikayelerinin de kaynağıdır.

Ve bu hikayelerde Aykan’ın rolü bellidir:
Kaybolan cihazların izini süren, Excel versiyon savaşlarının ortasında kalan, ama sonunda her zaman bir çözüm bulan kişi.

Denetim biter. Birkaç cihaz bulunamaz, bazı kulaklıklar “esrarengiz şekilde kayıp” çıkar. Ama aslında herkes bilir ki asıl mesele cihaz değil, insan faktörüdür.

Ve Aykan günün sonunda şöyle der:
“Denetim dediğin şey, cihazların değil insanların yaratıcılığını ölçen bir sınavdır. Bizim iş, kayıp laptop değil; kayıp mantık bulmaktır.”

ITAM : BT Varlıklarında Kaybolan Eşyalar ve Gizemli Maceraları

BT varlık yönetiminde en heyecanlı kısım nedir biliyor musunuz?

Ne yeni bir sunucu almak, ne lisans takibi yapmak… En eğlenceli (ve bir o kadar da sinir bozucu) kısım kaybolan eşyaların gizemini çözmeye çalışmak. Evet, yanlış duymadınız. Kaybolan laptop, sahipsiz monitör, çift kişiye zimmetlenmiş yazılım lisansı… Adeta kendi CSI dizimizi çekiyoruz. Ama bizim dizide parmak izi yok, bol bol Excel var.

Kayıp Laptop Vakası

Bir gün envanter tablosuna bakarsınız: 50 laptop gözüküyor ama IT odasında 47 tane var. Klasik replik şudur:
    • “Arkadaşlar, üç laptop nerede?”
    • “Abi, belki depodadır.”
    • “Depoda değil, saydım.”
    • “O zaman birilerinin evindedir.”
Sonra işin içine mistik bir hava da katılır: “Ya da… kaybolmuş olabilir.” Aslında gerçek şudur: O cihaz bir projede kullanılıyordur ama kimse sisteme işlememiştir. Ama bu küçük ayrıntı kayıp laptopu ofisin “kara kutusu” yapar.

Sahipsiz Monitörler

Depoya girdiğinizde her zaman köşede duran birkaç monitör vardır. Kime ait olduğu bilinmez, nereden geldiği hatırlanmaz. Etiket yok, kayıt yok… Sadece oradadır. IT ekibinin açıklaması genelde şöyledir: “Abi bu monitörün hikayesini kimse bilmiyor. 2015’ten beri burada. Belki de bizden önceki IT ekibinden kalmadır.” Böylece sahipsiz monitör, ofisin “hayalet varlığı” olur.

Lisansların Gizemli Yolculuğu

Fiziksel cihaz kaybolur da lisans kaybolmaz mı? Excel dosyasında bir satır vardır: “Adobe Lisansı – 1 adet” Peki kime verilmiş? Belli değil. Bir gün kontrol edersin, bakarsın ki aynı lisans 3 kişiye zimmetlenmiş. İşte o an anlarsın: Lisanslar fizik kurallarına meydan okuyor, paralel evrenlerde çoğalmışlar.

Küçük Eşyaların Dramı

Mouse, klavye, kulaklık… İşte en çok kaybolanlar bunlardır. Çünkü kimse onları varlık olarak ciddiye almaz. Ama yıl sonu envanter denetiminde tabloya bakılır: “50 kulaklık vardı, şu an 38 var. 12’si nerede?” Cevap:
    • “Kırıldı, çöpe atıldı.”
    • “Yanlışlıkla eve götürdüm.”
    • “Abi kulaklık mı zimmetleniyordu ya?”

Kaybolan Eşyaların Mucizevi Dönüşü

Bazı kayıp varlıklar ise yıllar sonra yeniden ortaya çıkar. Mesela bir taşınma sırasında dolabın arkasında bir laptop bulunur. Veya depoda kutunun içinde unutulmuş bir yazıcı çıkar. O an ofiste sevinç çığlıkları yükselir: “Buldum! Kayıp laptop buradaymış!” Sanki define bulmuş gibi mutlu olunur. Halbuki o cihaz zaten senin malın. Ama işte, BT dünyasında bulmak da bir başarıdır.

Sonuç

BT varlık yönetiminde kayıp eşyalar aslında birer ofis efsanesidir. Her kayıp cihazın bir hikayesi vardır, her sahipsiz monitör bir dedikodu konusu olur.
ITIL bu durumu kitaplarda çok ciddiye alır: “Kayıtlar güncellenmeli, denetimler yapılmalı.”
Ama biz gerçekte şöyle yaşarız: “Abi üç laptop kayıp, Excel’in başka versiyonuna bak belki ordadır.”

ITAM : BT Varlık Yaşam Döngüsü: “Excel mi, Hurdacı mı?”

Bilgisayar, telefon, yazılım, sunucu… Bunların hepsi bizim BT varlıklarımız. Yani işin özü: şirketin teknolojik çeyizi. Ve bunların da bir ömrü var. Ama biz genelde “bozulana kadar kullan, sonra köşeye at” şeklinde takılıyoruz. Halbuki işin biraz daha düzenli bir yolu var. İşte buna da süslü adıyla “BT varlık yaşam döngüsü” deniyor.

Bu döngü nasıl işliyor?

Aslında çok basit:

  1. Planla: Önce parayı nereye harcayacağına karar ver. Satın mı alınacak, kiralanacak mı, yoksa abonelikle her ay cüzdan mı boşalacak?
  2. Edin: İhtiyaç olan cihaz veya yazılımı al. Tabii kayıt da tut, yoksa sonra kim aldı bu laptop diye aranırsın.
  3. Ata: Cihazı birine zimmetle. Yani “Bu senin, sorumluluk sende” de.
  4. Kullan: Cihaz işini görsün. Lisanslar, sertifikalar, tarihleri falan takip et.
  5. Denetle: Kağıtta 100 bilgisayar görünüyor ama depoda 95 var. Beş tanesi nerede? İşte bu soruların sorulduğu yer.
  6. Devre dışı bırak: Artık iş görmeyen cihazı kenara al. Bizdeki klasik replik: “Dursun ya, belki lazım olur.”
  7. Elden çıkar: İşe yaramayan cihazı çöpe, hurdacıya ya da geri dönüşüme gönder. Ruhuna El-Fatiha…

Döngü sabit değil

Bu iş tek yönlü bir yol değil. Bazen aynı cihaz üç farklı kişiye verilir, bazen kenara atılan laptop yeniden hortlar, bazen de küçük şeyler için denetim yapılmaz. Yani kısaca: “Her cihazın hikâyesi farklıdır.”

Tüm varlıklar aynı yaşamıyor

Bir sunucu ile bir kulaklık aynı şekilde yönetilmez. ITIL da der ki: “Her varlığa kendi modelini uygula.” Yani yazılım başka, donanım başka, bulut bambaşka…

Peki bu bilgiler nerede tutulacak?

İşte asıl soru bu!

  • Excel mi? Herkesin aklına ilk gelen. Ama sonra hep aynı sahne: “Abi bu dosyanın son versiyonu hangisi?”
  • Araç mı? Daha profesyonel çözümler var. Uzun vadede sinirlerini korumak istiyorsan onları tercih et.

Sonuç

Aslında BT varlık yaşam döngüsü şu kadar basit: Al – Ata – Kullan – Kaybolsun – Excel’den bul – Bozulsun – Kenara koy – Hurdacıya ver.

Aradaki süslü cümleler ITIL’ın işi. Bizim işimiz ise şunu bilmek: Eğer varlıkları düzgün yönetmezsek, bir gün biri çıkıp sorar:“Arkadaşlar, şirkette 50 laptop vardı, 12’si nerede?”Ve cevap şu olur:“Bilmiyorum, belki başka bir Excel’de vardır…”

Aykan İnal
www.aykaninal.com.tr

ITSM’in Kazandırdıkları ve BT Operasyonlarına Etkisi

BT departmanı bazen tam bir kaos olabilir: ticket’lar kaybolur, kullanıcı bekler, aynı sorun tekrar tekrar çıkar… İşte ITSM tam burada devreye giriyor ve işleri düzene koyuyor.

1️⃣ Düzen

Her ticket ve talep kayıtlarda, kaybolmaz.
💡 Aykan sahnede: Kullanıcı bilgisayarının açılmadığını söylüyor ve ticket açıyor. Ben kaydı kontrol ediyorum, eksik bir şey varsa tamamlıyorum. Böylece hiçbir talep unutulmuyor, herkes işini rahatça yapıyor.

2️⃣ Hız

SLA ve önceliklendirme sayesinde çözümler hızlı.
💡 Aykan sahnede: Printer çalışmıyor, ticket açılıyor. Ben hemen önceliğini belirliyorum, ekip sorunu çözüyor. Kullanıcı beklemek zorunda kalmıyor, işine devam ediyor.

3️⃣ Kalite

Standart süreçler hata riskini azaltır.
💡 Aykan sahnede: Yeni yazılım kurulacak. Adım adım prosedürleri takip ediyorum, yanlış kurulum veya eksik yetki riski ortadan kalkıyor. Sistem sorunsuz çalışıyor.

4️⃣ Analiz ve İyileştirme

Incident ve problem verileri sayesinde sorunların kökü bulunur, süreçler sürekli iyileştirilir.
💡 Aykan sahnede: Sunucu sık çöküyor. Verileri inceliyorum, temel nedeni bulup kalıcı çözümü uyguluyorum. Aynı problem bir daha çıkmıyor.

5️⃣ Kullanıcı Memnuniyeti

Kullanıcı “Sorunum takip ediliyor, ben rahatım” der.
💡 Aykan sahnede: Yeni lisans veya mouse talebi geliyor. Ticket kaydıyla süreci takip ediyorum, kullanıcı işine kesintisiz devam ediyor ve mutlu oluyor.


Özetle: ITSM, BT’yi sadece “sorun çözen birimler” olmaktan çıkarıyor. Düzenli, hızlı, kaliteli ve ölçülebilir bir hizmet sağlayıcı hâline getiriyor.

ITIL, ITSM, ITAM, ITOM Nedir?

Merhaba, bu yazımda ITIL’i herkesin rahatça anlayabileceği şekilde aykanca anlatmaya çalıştım

ITIL (Information Technology Infrastructure Library)

📖 BT’nin “kutsal kitabı” gibi düşün.

  • İçinde Incident, Problem, Change, Request, Configuration gibi süreçler var.
  • Amacı: BT hizmetlerini ölçülebilir, tekrarlanabilir ve denetlenebilir hale getirmek.

💡 Aykan sahnede: Şirketin karmaşık sistemlerinde bir sorun çıkıyor. “Bu olay Incident mi, yoksa Problem mi?” diye emin olamıyor. ITIL kitabını açıyor, doğru süreci bulup işini yoluna koyuyor.


ITSM (IT Service Management)

⚙️ ITIL’in pratikteki karşılığı, yani teoriyi mutfağa sokan şef.

  • Ticketing sistemleri (Service Desk, Jira, ServiceNow vs.) üzerinden işler akar.
  • KPI’lar, SLA’lar devreye girer.
  • Süreç: Kullanıcı talep açar → kayıt sistemde sınıflanır → ekibe atanır → çözülür.

💡 Aykan sahnede: Bir kullanıcı “Laptopum bozuldu!” diye geliyor. Aykan ITSM aracıyla incident kaydını açıyor, ilgili ekibe paslıyor. SLA süresi dolmadan sorun çözülüyor, kullanıcı da “Vay be!” diyor.


ITAM (IT Asset Management)

💻 Donanım, yazılım, lisans… Kısacası şirketteki tüm varlıkların nüfus müdürlüğü.

  • CMDB’de her şey kayıtlı: cihaz sahibi, lokasyon, garanti, bakım geçmişi.
  • Lisanslar takipte, compliance kontrol altında.

💡 Aykan sahnede: Lisansın süresi bitmek üzere. Aykan “Son gün geldiğinde panik olmasın” diye önceden yenileme talebi açıyor. Ayrıca kaybolan bir cihazı CMDB’de bulup olayı tatlıya bağlıyor.


ITOM (IT Operations Management)

🌐 Altyapının kalp atışını dinleyen stetoskop.

  • Sunucu uptime, ağ erişilebilirliği, uygulama performansı sürekli izlenir.
  • Monitoring & Alerting araçları (Nagios, Zabbix, SCOM vs.) iş başında.
  • İş sürekliliği için kritik.

💡 Aykan sahnede: Monitoring ekranında bir sunucunun CPU %95 olmuş. Alarm düşüyor. Aykan hemen aksiyon alıyor, sorun büyümeden çözülüyor. Kullanıcılar hiçbir şey hissetmeden günlük işine devam ediyor.


Süreçleri Kafada Netleştirmek İçin Küçük Rehber

  • Incident olduğunda: “Kaydı aç, sınıflandır, çözümü uygula.”
  • Change gerektiğinde: “Önce onay al, etki analizi yap, sonra uygula.”
  • Problem çıkarsa: “Tekrarlayan olayların kök nedenini bul, kalıcı çöz.”
  • Asset kaybolursa: “Önce kaydı kontrol et, sorumluyu bul, zimmeti güncelle.”

📌 Peki bunlar hangi alana giriyor?

  • Incident / Change / ProblemITSM (çünkü bunlar hizmet süreç yönetiminin parçasıdır).
  • AssetITAM (çünkü cihaz, lisans ve varlık yönetimine aittir).

👉 Böylece kafalar karışmasın: ITSM kullanıcı sorunları ve süreçleri yönetir, ITAM varlıkların envanterini.


Özet

  • ITIL → Teori, rehber, best practice.
  • ITSM → Teorinin günlük hayattaki uygulaması.
  • ITAM → Şirketin cihaz ve lisans defteri.
  • ITOM → Altyapının sağlık kontrolü.

👉 Kısacası: ITIL kitabı yazar, diğerleri sahada oynar.

Aykan İNAL – www.aykaninal.com.tr

TCP/IP Nedir?

Daha Önceki yazımda ( https://aykaninal.com.tr/dhcp-mac-ip-subnet-dns-nedir/ ) IP, DNS ve Subnet konularına değinmiştim. Orada IP’yi ev adresine, DNS’i telefon rehberine, Subnet’i de mahallenin sokaklarına benzetmiştik. Şimdi bunların arkasındaki temel kurala, yani TCP/IP’ye bakalım.

    • IP (Internet Protocol) adres kısmıdır. Paketin nereye gideceğini söyler.

    • TCP (Transmission Control Protocol) ise paketin kaybolmadan ve doğru sırayla ulaştığından emin olur.

Bunu şöyle düşünebiliriz: Arkadaşına WhatsApp’tan bir fotoğraf gönderiyorsun. Fotoğraf tek parça gitmez, küçük paketlere bölünür.

IP bu paketleri doğru adrese yollar.

TCP ise “hepsi eksiksiz gitti mi, doğru sırada mı geldi” diye kontrol eder

Sonunda arkadaşın fotoğrafı düzgün görür. Eğer TCP/IP olmasa, paketlerin bir kısmı kaybolur, resim yarım çıkar.

Kısacası, TCP/IP internetin bel kemiğidir. IP, DNS ve Subnet adresi bulmamıza yardımcı oluyorsa; TCP/IP de bu adreslere güvenli ve sağlam şekilde ulaşmamızı sağlar.

diğer yazımın sonunda yazan basit tanımlamalara ek olarak
TCP/IP: Postacı + teslimat kuralı → adresi bulup paketi doğru sırada ve eksiksiz ulaştıran sistem



DHCP, MAC, IP, SUBNET, DNS ve TCP/IP Nedir ?

Bu yazımda ağla (metwork) ilgili bazı temel şeyleri herkesin anlayacağı şekilde anlatmaya çalışacağım. DHCP, MAC, IP, subnet, DNS, TCP/IP falan derken insanın kafası karışıyor, biliyorum. Ama merak etme, ben buraya teknik terimleri sıkıştırıp kafanı karıştırmayacağım. Tam tersine, günlük hayattan örneklerle ve biraz da esprili şekilde anlatacağım ki, “Aa tamam, demek buymuş” diyebilesin.

 

DHCP nedir?
Evde misafirliğe gelmişsin, oturmuşsun… Karnın da aç. Ne yiyeceğini bilmiyorsun ama ev sahibi (modem) otomatik olarak sana bir tabak dolusu IP adresi, yanında da biraz DNS sosu ve bir dilim varsayılan ağ geçidi veriyor. İşte bu hizmeti sana sunan garson: DHCP. Kalkıp “Ben şu IP’yi isterim” falan demiyorsun. Ne verirlerse alıyorsun, çünkü beleş ve uğraştırmıyor. Otomatik dağıtım: çünkü kim manuel IP ayarlamakla uğraşacak 2025’te?

____________________________________________________________

MAC adresi nedir?

Her cihazın kendine özel bir kimlik numarası var. Tıpkı senin TC kimlik numaran gibi. Ama bunun adı MAC adresi. Laptop, telefon, buzdolabı bile Wi-Fi’a girerken “Ben geldim!” diyor ama bu kimliğiyle tanınıyor. Ama bu MAC, Apple Mac değil. Steve Jobs karışmıyor. Bu “Media Access Control” dedikleri şey ama boşver onu. Özetle: “Ben kimim?” sorusunun ağdaki cevabı. Hırsız girerse bile “Ben Aykan’ın tost makinesiyim” diyemez. Çünkü MAC sahteyse sistem de bozulur.

____________________________________________________________

IP adresi nedir?
Ev adresin gibi düşün. Sana ulaşmak isteyen biri, “Aykan nerede oturuyor?” diye sorarsa, IP adresini verirler. Misal: 192.168.1.5 gibi. Sokak adı: 192.168, Apartman: 1, Kapı numarası: 5. İnternetteki tüm cihazların böyle bir adresi olur. Ama dikkat: Bugün bu adrestesin, yarın DHCP değiştirir başka yere taşınırsın. Kira derdi yok, elektrik yok, ama adres sürekli değişiyor. Kiracı gibisin yani.

____________________________________________________________

Subnet nedir?
Mahalleyi bölmüşler. Hani İstanbul büyük diye “Avrupa Yakası – Anadolu Yakası” yapıyorlar ya, işte ağda da böyle küçük mahalleler var. Buna subnet diyorlar. Her subnet “biz bizeyiz” havasında. Komşular hep aynı sokakta. Aynı subnet’teysen “komşu bi şeker versene” diye veri yollamak kolay. Ama başka subnet’teyse, artık navigasyon açılır, işler uzar.

____________________________________________________________

DNS nedir?
Bak burası güzel. Diyelim Google’a gireceksin. “8.8.8.8” mi yazacaksın her seferinde? Yok ya, biz insanız, rakam ezberlemeyiz. “google.com” yazıyorsun, DNS dediğimiz şey araya giriyor, “Tamam kardeşim, onun IP’si şu” diyor. DNS bir nevi rehberlik servisi. Adrese dayalı yönlendirme yapıyor. Ama arıza yaparsa… İşte o zaman “internet var ama sayfa açılmıyor” krizi yaşanır, modem fişi çekilir, dualar edilir.

____________________________________________________________

TCP/IP nedir?
Şimdi, gönderdiğin veri paketlerinin kaybolmadan karşı tarafa ulaşması lazım. TCP/IP işte bunu yapıyor. TCP, veriyi düzgün paketlere bölüp sıraya koyuyor; IP de hangi adrese gideceğini belirliyor. Yani verinin kaybolmadan, doğru adrese ulaşmasını sağlayan posta servisi gibi düşün.

_____________________________________________________________

Düşün ki bir mahallede (subnet) yeni taşınmış bir kiracısın. Ev sahibin (DHCP) sana otomatik olarak bir adres (IP) veriyor, yanında kapının anahtarıyla (varsayılan ağ geçidi) birlikte. Senin kimliğin (MAC adresi) de cüzdanında zaten var, o sayede herkes seni tanıyor.

Şimdi komşuna gitmek istiyorsun, ama onun adresini numarayla değil isimle biliyorsun. Burada devreye rehberlik servisi (DNS) giriyor, sana doğru adresi söylüyor. Sen de mektubunu gönderiyorsun. O mektubun kaybolmadan doğru kişiye ulaşmasını sağlayan posta sistemi ise (TCP/IP).

MAC kimliğin, DHCP sana ev adresi veriyor, IP o adresin, subnet mahalle, DNS rehber, TCP/IP de postacı.

 

_____________________________________________________________


Özet:

  • DHCP: “Sen karışma, ben ayarlarım” diyen ağ garsonu

  • MAC: Cihazın kimlik numarası, çipli kartı

  • IP: Ev adresi

  • Subnet: Mahalle

  • DNS: Adres defteri / rehberlik servisi

  • TCP/IP: Posta servisi, veriyi paketleyip doğru adrese ulaştıran sistem